Çevremizde bazı insanlar vardır sadece hastalığından, o hastalıkla yaşamanın zorluklarından, hasta olduğu için çektiği eziyetlerden, kimsenin onu anlamadığından, şu koskoca dünyada tek bir yardım edeni olmadığından bahseder durur. Başka bir grup insan da şöyledir, bir hastalığı vardır kendisi ondan çok bahsetmez, çok yakınmaz ama çevresindeki insanlar sürekli hasta olduğunu, bu hastalığın kötü bir şey olduğunu, insanlara neler de neler yaptığını anlatır durur yani hasta bir insan olduğunu gözünün içine sokar dururlar.
Bu iki insan için de aslında temel mesele aynıdır. İkisinin de bedeninde hastalık olarak adlandırılan bir durum vardır. Bu durum onların bir parçasıdır, yani bununla yaşamaları, bununla beraber ilerlemeleri, yaşamın her rengini her tadını bu durumla birlikte fark etmeleri gereklidir.
Ancak her iki insan içinde asıl sorun sınırlarının olmamasıdır. İlki zihnine, ikincisi sosyal çevresine sınır koyamamaktadır.
İlki kendisini sadece bu hastalıktan ibaret görüp, tüm yaşamını da bu hastalık denen durumun kontrol ettiğine inanmakta ve her baktığı yerde, her konuştuğu kişide, her attığı adımda tüm dünyası bu durumdan ibaret sanmaktadır.
İkincisi ise tüm yaşamının, sohbetlerinin, duygularının, sahip olduğu (olamadığı) her alanının kontrolünü diğer insanlara bırakmış sınırları olmadan, kendi yaşamının sorumluluğunu almadan devam etmeyi seçmiştir.
Peki ne yapsınlar? Mevcut durumunun farkında olmayan, otomatik pilotta yaşayan insanlar için diyecek bir söz yok çünkü zaten direksiyon onlarda değil. Ancak ben artık otomatik pilotta gitmeyeceğim kontrolü almak istiyorum diyen varsa bilsin ki yılların alışkanlığını, refleksleri bırakmak emek ister, kararlılık ister, bedel ister. Rotasını kendisi belirlemeye, ipleri kendi eline almaya karar verenler için onları bekleyen zorlukların olduğunu elbette biliyorlar, etraflarında ‘sen artık çok değiştin, seni tanıyamıyoruz’ diyenler olacak, küsenler, uzaklaşanlar olacak, madem öyle artık kendi başına yap diyenler de olacak. Tüm bedelleri ödemeye, kendi hayatının kontrolünü almaya, bedenindeki durum her ne olursa olsun onunla birlikte yaşamın en geniş penceresinden bakmaya ve tadına varmaya kararlı olanlar için ise iyi haber en büyük ödül onları bekliyor.
İşte bütünsel tıp tam da bu amaca hizmet etmek için var.

