Site icon Dr. GÜNAY ŞAHİN DALGIÇ Romatoloji Uzman

UYUM

     Trafikte, yolda, markette, alışveriş merkezinde, asansörde o anda her nerede isen bir iki nefes kendini bırak ve etrafını gözlemle. İnsanlar nasıl, beden dilleri nasıl, birbirlerine bakışları, tavırları nasıl, etrafını çevreleyen ortamlarda hangi duygu hakim? Son haftalarda (mutlaka deprem yaşamış olmanın dehşeti de eklenince) giderek artan bir gerginlik, gerilim, öfke ve huzursuzluk hissediyorum çevremde. Bu duygu benden onlara mı onlardan bana mı doğru diye baktığımda şunu anladım ki ayırt etmek mümkün değil. Çünkü yaşadığımız çevrenin enerjisi, hakim duygusu ne ise tsunami gibi hepimizi yutuyor.

     Kendimi nasıl koruyabilirim? Nasıl davranır ne yaparsam bu öfke, huzursuzluk, sıkışmışlık dalgasını en az zararla atlatırım diye düşündüğümde aklıma gelen ilk şey bunlardan önce ne yaptığımda kendimi iyi, rahat, ferah hissederdim sorusu oldu.

     Bir diğer gözlemim de bu olumsuz, negatif, şiddetli artık ne derseniz duygu, hava, ortam depremzedelerde yok. Onlar yaşamın içinde tekrar var olma, yaşamla yeniden uyumlanma çabası içindeler. Depremzedelerin bulunduğu kendi şehirlerinde ya da yoğun olarak yerleşmek üzere gittikleri şehirlerde kiraların %300-500 artmış olması, tüm yaşamlarının 1,5 dakikada değişmiş olması, ülke gündeminin rüzgarda savrulan bir yaprak gibi bir oraya bir buraya uçuşması bile onları yollarından alıkoymuyor. Yeniden yaşamla uyumlanma çabalarını kendime örnek alıyorum. Mevcut halimiz çok umut veriyor gibi görünmese de bu görüntüye takılıp kalmadan ben ne yapıyorum, mevcut durumla nasıl uyumlanıyorum diye soruyorum kendime.

     İnsanlık tarihi başlangıçtan beri uyumlanma ile ilgilidir. Doğada, havada, karada, denizde, toplumsal yaşamda, politikalarda, yasalarda, sinemalarda, sokaklarda, evlerde yani bir şeylerin hep olageldiği alanlarda uyum sağlayanlar devam edebiliyorlar. Modern toplumlarda en büyük yanılgı uyumun teknoloji, yenilikler, değişimler, amaçlar, politik rüzgarlar, ekonomik çalkantılar daha da birçok konu ile olması gerektiğinin düşünülmesi. Bunları yadsımak elbette mümkün değil ancak bunlarla uyumlanmaya çalışırken bizi burada yani hayatta tutacak olanla yani doğa ile uyumlanmayı unutuyoruz.

     İnsanlardan, televizyonlardan, sokaklardan, mikrofonlardan kulağımıza sürekli bir şeyler doluyor. Her gün sadece birkaç dakika kulağımızı bu seslere kapatıp sadece doğadan gelen seslere odaklanabilsek, doğanın sesini duyabileceğimiz bir yer bulabilmek için emek sarf edebilsek, tarlada, arsada yapamıyorsak ta evimizde bir saksıya tohum ekip onu besleyip büyütebilsek, bunu yaparken doğanın nasıl bereketli ve doğurgan olduğuna tüm kalbimizle şahitlik edebilsek acaba biz, hayatımız ve üzerinde yaşadığımız dünya nasıl olurdu?

     Kelebek etkisini, bu teoriyi belki duydunuz, temelde teori tek bir kelebeğin kanat çırpışının dünyanın yarısını etkileyebilecek bir kasırgaya yol açabileceğini söyler ve kaos teorisini açıklamaya çalışır. Burada bana göre ana fikir yaşadığımız dünyada (aslında yaşadığımız evren ve diğer tüm evrenler için genişletilebilir teori) var olan her şey canlı ya da değil birbiri ile ilişki halindedir. Dünyanın öteki ucunda yaşanan ve belki de asla haberimizin olmayacağı bir olay bile hepimizi etkiler. Bizi diğerlerine yani dünyada var olan her şeye bağlayan o pamuk ipliklerini görebiliyor olsaydık, daha da gözümüzü, kalbimizi açıp tüm evrenle ve diğer evrenlerle de bağımız olduğunu kavrayabilseydik gene aynı şeyleri yapıp, gene aynı amaçlar için uğraşıp, gene gene gene mi olurduk?

     Tüm bunlar sana fazla geldi ise asıl haberi sona sakladım hepsi bir yana bizler asıl kendimizle, kendi varlığımızla olan bağımızı görmüyoruz. Sadece bedensel doyumların, maddi ilerlemenin, yönetici olmanın, patron olmanın yani kontrolü ele geçirmenin (en yakınımızdaki örnek çocuklarımızın geleceği adına bizim karar veriyor olmamız, bunu yaparken onu gözlemleyip, tanıyıp, merak edip, araştırıp yapmıyoruz kendi zihin haritamızda rota neresi ise oraya kilitleniyoruz) peşinde koşarken özünde tüm kontrolü elimizden kaçırıyoruz.

Exit mobile version