ROMATOİD ARTRİT

     Romatoid artrit ilk kez 1800 yılı başlarında modern tıp tarafından kabul edilen tanımı ile Augustin Jacob Landré-Beauvais’in tezinde tarif edilmiştir. Ancak daha da önce, 2300 yıl önce modern tıbbın babası Hipokrat özellikle el ve ayaklardaki ağrıdan bahsetmiş olup sonrasında dirsekler ve dizlerle ilgili de ağrı ve hareket güçlüğünden sıkça söz etmiştir. Tıp tarihçileri belki de bunların bir kısmının Romatoid Artrit tanımlaması olduğunu düşünür.

    Romatoid Artrit en yaygın inflamatuar artrit hastalığı olup immün sistem hücrelerinin eklem zarına saldırması ve orada harabiyete yol açması ile oluşur. 19 yüzyıl başlarında Mısırlı, Makedon ve Yunanlı bilim insanları, eklemlerde simetrik ve destrüktif (yıkıcı) hasar oluşturan bu hastalıktan bahsetmişlerdir. 4500 yıl öncesine ait Amerikan yerlisi kemiklerinde özellikle küçük eklemlerde ciddi hasara yol açmış simetrik tutulum gösteren Romatoid Artrit hastalığının varlığı gösterilmiştir.

    Hastalığın bilinirliği arttıkça ve altta yatan fizyopatolojik mekanizma aydınlatıldıkça tedaviye yönelik çok umut vadeden yenilikler olmuş ve olmaktadır.

     Romatolojik hastalıklardan ve kendi yaklaşım tarzımdan bahsedeceğim blog yazılarımda mutlaka Romatoid Artrite sık sık yer vereceğim.

    Bizi üzen ya da yoran belki sıkıntıya sokan ama gene de bedenimizin bir parçası oldukları için sevgiyi ve ilgiyi de hak eden (aslında bedenin tek isteği budur yani fark edilmek, sevgiyle ilgilenilmek) romatolojik hastalıklara sanatçıların bakışı beni hep etkilemiştir. Botticelli’nin Portrait of youth eserindeki eklemleri şiş gencin inanılmaz güzelliği gibi. Şiş el eklemleri onun ve güzelliğinin bir parçası aslında.