Close

KABUKLARIN ALTINDAKİ ÖZÜMÜZ

     Sık sık sorarım kendime, danışanlarıma sen kimsin diye. Beni ben yapan o eşsiz parça hangisi ya da nerede? ‘’Öz’’ denilen o asıl benin üstüne o kadar çok katman oturmuş, aldığımız her yarada o kadar çok kabuk bağlamışız ki onu göremiyor, duyamıyor onunla bağ kuramıyoruz. Pek çok insan özünün zaten farkında bile değil, kendisini üzerine giydiği kıyafetten ibaret sayıyor. Yaşı, cinsiyeti, mesleği, alışkanlıkları, beden yapısı, ailesi yani tanımlanabilir, açıklanabilir, anlaşılabilir betimlemelerle anlattığı kendisini gerçek kendisi sanıyor. Bu insanın özünü merak etmesi, onunla bağ kurmaya çalışması mümkün değildir, çünkü o bilgiye sahip değildir.

     Ben kimim sorusuna verdiğiniz yanıtlarınıza bir bakın, örneğin ben 34 yaşındayım dediniz geçen sene 33 tü seneye 35 olacak, boyum şu kadar dediniz ancak çocukken daha ufaktınız ve ileri yaşlarınızda da şimdikinden daha kısa olacaksınız, mesleğim bu peki öncesi ve sonrası sen değil misin onlar başka insanlar mı? Bu sorunun yanıtı evet yani onlar başka başka insanlar. Her kabuk, her kılıf, her elbisede biz başka biriyiz. Değişmeyen şey özümüz, ancak onunda nerede olduğunu, neye benzediğini bilmiyoruz. Ben de bilmiyorum. Bildiğim tek şey ben şu anki kılıfım, kabuğum, kostümümden ibaret değilim.

     Yara bakımı ile ilgilenen cerrahlar özellikle üzeri kabuklu, etrafı kızarık, dokununca sıcak olan lezyonları sevmezler altta yara tazedir ve olasılıkla enfektedir. Cerrah bunu gördüğünde ilk yapacağı şey kabuğu kaldırmak, alttaki tüm ölü dokuyu kazıyıp atmaktır. Kriteri kanamadır, yani kanatana, canlı pembe doku çıkana kadar kazır. Bu sırada yara çok büyükse hastasına genel anestezi altında, yara nispeten ufaksa lokal anestezi altında işlem yapar. Genel anestezi sırasında bile beyin bedene olup biten her şeyi bilir, yarasının temizlendiğini, kazındığını ve çok acıdığını bilir, ancak anestezi tepki vermesini engellediği için tepki veremez, lokal anestezi altında da bilir orada acı olduğunu. Sabır gösterir, çünkü iyileşmenin tek yolu o kabuklardan, ölü, enfekte dokulardan kurtulmaktır. Kanamadan, o hasta dokuya taze kan gitmeden iyileşemeyeceğini bilir. İyileşirken yaranın acımaya devam edeceğini, hatta eskisinden de çok acıyacağını (çünkü üstündeki kabuk gitmiş çıplak kalmıştır yara), zonklayacağını bilir ve sabır gösterir. İyileşmek için bedel ödemek gereklidir ve bedel de budur.

     Özünü görmek, gerçek kendisi ile bağ kurmak isteyen insan için de süreç böyle ilerler. Her çıkardığı kıyafet, her sıyırdığı kabuk, her temizlediği yara ile özüne daha çok yaklaşır. Elbette ki her bir aşamayı bilir, tüm bedeni, kalbi, aklı ile hisseder, acı çeker, nefesi daralır, titrer, aç kalır, susuz kalır (mecazi ya da gerçek anlamda, alışkanlıkları bırakmak bağımlılık yapan bir maddeyi bırakmak gibi sarsar ve acı içinde bırakır bedeni) yola çıkarken her şeyi göze alsa bile onu yolundan vazgeçirebilecek kadar çok ve şiddetli bedeller ödemesi gerekir.

     Bu yolun henüz çok başlarında olan ben aslında en kolay bedellerin, en ufak zorlukların, en küçük dikenleri yolun başında olduğunu bilip, ilerledikçe işlerin kolaylaşmayıp daha da zorlaşacağını biliyorken, daha başlarda bile ‘ben hangi akla hizmet bu yola çıktım’ demişsem ara ara varın gerisini siz düşünün. En üstteki kabuklar hep en ince olanlardır, içeri doğru ilerledikçe kabuk kalınlaşır ve soydukça çok şiddetle ağrır, kanar, gitmemek için direnir. Benim inancım kendi özümü görüp, onunla en başında, başlangıçta olduğum gibi bir bütün olmak, hatırlamak başlangıcı ve orada olanları, korku, öfke, mutluluk, neşe, hırs, para, ev, araba, anne, baba, eş, çocuk, aldatma, aldatılma, yalan, ikiyüzlülük, dürüstlük, açık sözlülük yani aklınıza gelen her ne varsa tümünün anlamını yitirdiği (çünkü başlangıçta hiç birisi yoktu biz uydurduk) o alanda yeniden kendim olabilmek.

     Yolculuğun nerede başladığını bildiğimi sansam da, aslında pek emin değilim tam ne zaman uyandığımın. Bir kez uyandınsa tekrar uyumak zor mu aslında o da olabilir ara ara dibe vurmalar, ‘herkes böyle yaşayabiliyor sen de yaşa ne olur ki’, ‘tüm bu acılara değer mi’, ‘tekrar uyu ve orada kal’ iç sesleri geldi mi kulağıma geldi, kendime başlarda kızsam da artık kızmıyorum, tüm bu geri adım atmaların da yolculuğumun bir parçası olduğunu görüp kabul ediyorum. Yola başladığım o an ile (dediğim gibi tam ne zamandı derseniz bilmiyorum) şu andaki ben çok farklı, birçok kabuğu, kılıfı, zinciri, kostümü çıkarıp bıraktım yola. Yolun ve yolculuğun tüm tatlarını almaya çalışıyorum. Hala çok şey var öğreneceğim. Öğrendiğim çok az şeyi sizlerle paylaşmak ta benim yolculuğumun bir parçası.

Diğer Yazılarım

Bir Cevap Yazın

Dr. GÜNAY ŞAHİN DALGIÇ Romatoloji Uzman sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Dr. GÜNAY ŞAHİN DALGIÇ Romatoloji Uzman