Close

YAŞAM VE ÖLÜM

     Yaşam ve ölüm aslında yin ve yang gibi birbirine tıpatıp benzeyen tek yumurta ikizleri gibiler. Biri olmadan diğerinin varlığı mümkün değil. Biri olmadan diğerinin anlam bulması olanaksız. İyi ile kötü, gerçek ile yalan, olumlu ile olumsuz gibi zıt değiller. Biri içinde diğerini taşıyor, besliyor, geliştiriyor, sunuyor. Aydınlık ve karanlık gibi, ikisi de güzel, ikisi de özel ama biri yokken diğeri anlamını bulamıyor. Yaşamı kutsadığımız, ödüllendirdiğimiz, önemsediğimiz gibi ölümü kucaklamıyoruz. İki evladı arasında ayrım yapan bir anne gibi. Horlanan, ötelenen çocuk dikkat çekmek, annesinin sevgisine kardeşi kadar sahip olmak için ne yapar, elbette göze batacak, aşırı dikkat çekecek şeyler yapar.

     Ölüm de bizim dikkatimizi çekmek, sevgi, ilgi, şefkat ve farkındalığımızdan payını almak için çaresizce kendisini gözümüzün içine sokmaya çalışıyor. Bir gün öleceğimizi hepimiz biliyoruz değil mi? Bence bilmiyoruz. Bu bilgi yokmuş gibi, hiç ağıza alınmamış gibi davranıyoruz. Ölüm romanlarda, şiirlerde, reklamlarda, haber programlarında var ama bizim gerçekliğimizde yok. Yaşamı kutsarken onu layığı ile tanımlayabiliyor, tadını çıkarabiliyor muyuz? Onun yanıtı da hayır.

     Her an geçmişle hesaplaşıp ve gelecekle ilgili endişeden kıvranıp anı kaçırıyor ve sonra da buna yaşıyoruz diyoruz. Anı yaşamak, anda olmak sadece güzellikleri algılamak demek değil. Benim tanımladığım ya da anladığım gerçek farkındalığa sahip bir insan ülkesinde savaş varsa elbette bunu fark eder. Kendisi de dahil herkesin her an ölebileceği gerçekliği beynine kocaman bir kıymık gibi saplanmışken nasıl olur da bunu görmez? Ama aynı zamanda elindeki kahvenin kokusunu içine çekebilir, sıcaklığını avuçlarında hissedebilir, içtiği kahvenin tadını ve onu içerken çıkardığı sesi duyabilir. Tüm bunların kalbinde oluşturduğu duyguyu da o an fark edebilir.

     Sanıyorum ki yaşamın anlarını, şimdiyi, tam da şu anı hep kaçırdığımız için yani gerçek anlamda yaşamayı, yaşam evreninin bir parçası olmayı başaramadığımız için ölümü reddediyoruz. Ölüm olmazsa, daha doğrusu onu yok sayarsak değişmek, dönüşmek, fark etmek, anda olabilmek, kendimizi sevip, kendimize de şefkat verebilmek için o kadar çok zamanımız var ki, bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa seneye, olmadı çocuk üniversiteyi bitirinceye kadar bir dolu zamanımız var. Yani şimdi, tam da şu anda ne gereği var ki.

     Canımızın, yolculuğumuzun, bedenimizin, kalbimizin, ruhumuzun bir parçası olan diğer evladımıza yani ölüme sevgiyle bakabilsek, ona da yaşamın akışında yer açabilsek, o zaman ölümün de bize nasıl armağanlar, güzel haberler verebileceğini de fark ederiz belki. Onun yolculuğumuzda tam yanımızda durmasına alan açtığımızda nasıl da bizi tam şu anda tuttuğunu görebilecek kadar gönül gözümüz de açılır kim bilir?

     Ölüm ve yaşam iki kolumuza girse hep beraber yola devam etsek yol ve yolculuk daha keyifli, daha biz olmaz mıydı? Yin ve yang gibi benim yaşamım ve benim ölümüm birbirini bütünleyip benim de tamamlanmış olmamı sağlamaz mıydı?

Diğer Yazılarım

Bir yanıt yazın

Dr. GÜNAY ŞAHİN DALGIÇ Romatoloji Uzman sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Dr. GÜNAY ŞAHİN DALGIÇ Romatoloji Uzman