Dertleri, tasaları, sorumlulukları, takıntıları, alışkanlıkları yani özünde yaşamımızı kısıtlayan, alanımızı daraltan, bizi hep endişe alanında tutan ‘of ya bıktım’ dediğimiz şeyleri öylece bırakabilseydik ne olurdu? Hastalıkla gelenleri, ekonomik sıkıntılarla gelenleri, taşınma ile gelenleri, dedikodularla gelenleri, işle gelenleri, eşle gelenleri, aileyle gelenleri, say say bitmez ordan, burdan gelenleri hepsini ‘yeter be’ deyip bıraktığınızı hayal edin. Hemen zihin başladı değil mi senaryolara, o zaman işsiz kalırım, zaten ekonomim kötü hepten ortada kalırım, hastalık hani benim parçamdı nereye bırakıyorum doktor hanım cami avlusuna mı, eşi nereye atayım, evladı atsan atılmaz satsan satılmaz, bıksam ne olur ki hepsini ben yapmak zorundayım, söylene söylene ben yapacağım, de ki yaptım o zaman ne başlayacak sen aklını mı yitirdin, şizofren mi oldun, bir doktora git istersen, canım iyi misin sana bir şey olmuş, içine cin kaçmış, gene hangi diziden etkilendin, kim sana bu akılları veren ben bi göreyim onu, olur olur yap bakalım görürsün hanyayı konyayı ve daha neler neler ve üstelik bunların hiç birisi dışarıdan gelmedi henüz hepsi içeride, senin zihnin herkesten önce sabote etmeye başladı. Çünkü sen salaksın, anlamazsın, hayatın gerçekleri öyle değil, bir iş hayatına gir de uğraş patronla gör gününü, evlatların sana arkasını dönerse ahir ömründe kim bakacak sana, bakıcı paraları dolarla canım, hayat keşke öyle toz pembe olsa biz bilmiyor muyuz bırakmayı, sanki benim hayallerim yok muydu, bak ne yaptım hepsini gömdüm, ben yapamıyorsam sen nasıl yapacaksın, yap ta görelim, bensiz bir hiçsin sen derler ve devam ederler işte bunlar da dışarıdaki sabotajcılar.
Kolay olacak demiyorum, zor olacak, çok canın ve kalbin acıyacak. Önce kendinle yüzleşeceksin, bunları aslında yük olmalarına rağmen, artık taşıyamayacak hale gelmene rağmen hala sana taşıtan şey ne? Bu yükler gidince sana ne olacak? Yüklerini bırakmaya başladığında yaşamında neler değişecek, bırakma hali sana hangi bedelleri ödetecek, peki hiç değişmeyecek olan şeyler neler, hepsini bırakmış son halinle bile yaşamında sabit kalacak değişmeyecek olan şeyler neler?
Bırakmak zordur biliyorum. O halde en kolay olanından başlasan, zaten seninle hiç ilgisi olmayan başkasının olan ama senin sırtından da inmeyen bir yükle başlasan. 17 yaşındaki çocuğuna haftada iki kez odanı süpürme işi sende desen, bir ay sonra da toz alıp silmeye ne dersin desen. Aslında odanı en iyi sen temizliyorsun, düzenini en iyi sen koruyorsun çok beğendim diyerek motive etsen (içindeki ses yaaa hiç olmamış tozlar olduğu yerde duruyor dese bile), çaktırmadan odasına girip temizlemesen, iş yerinde senin görev tanımın içinde olmayan başkasına ait ama senin yaptığın görevi, sorumluluğu sahibine geri versen. Ben kendi görevlerimi daha iyi yapabilmek için alan yaratıyorum kendime, bu görev de sizin sorumluluk alanınızda ve artık size devrediyorum desen, diyebilsen. Sevgili kocam (ya da karım) sen de çok çalışıyorsun ben de birbirimize ayıracak hiç vaktimiz kalmıyor en son ne zaman tavla oynamıştık 4 yıl mı oldu, hadi gel evdeki işleri beraber yapmaya başlayalım ve haftada en az iki akşam beraber zaman geçirelim, kim bilir belki çocuklar da katılır bize dersen eşin kabul eder mi ne dersin?
Annen, baban, kardeşlerin, eşin, çocukların, arkadaşların yani yakınında olanlarla ilgili kırgınlıkların peki onları bırakabilir misin? Sana yapılan bir şey var ve bu seni çok üzdü ise unutma bunu sen yapmadın sana yapıldı, bu konuda onlarla yüzleşebilir misin? Yaptıklarınız beni çok kırdı demek yerine yaşananlar yüzünden kendimi çok üzgün, kırgın, öfkeli, küskün artık ne hissediyorsan o duygunu ben dili ile onlarla paylaşabilir misin? Böylece sana yapılmış olan şeyin yükünü bırakabilir misin?
Bırakmakla ilgili yüzlerce sayfa yazabilirim ama başa geri dönüp şunu tekrarlamak istiyorum bırakmak zordur. Yaşadım, korktum, saklandım ve sonra cesur yanım devreye girdi ve ilk adımı atmak için gücümü topladım. İlk yüzleşmem annemle olandı, belki en zoru belki en kolayı. Annemin her koşulda açık bir kalple ve sonsuz bir sevgiyle o alanda olacağını bildiğim için ve ben dilini kullanmanın karşıda beni suçluyor duygusu oluşmasını engelleyeceğini de bildiğim için belki de ilk annemle başladım. Aslında tabi ki ilk annem değildi ilk bendim, önce kendimle yüzleştim, korkularımla, endişelerimle, zayıflıklarımla, her yükü üstüne almaya fazlaca gönüllü değersiz hisseden yanımla zaten ilk kendimle yüzleşmemiş olsam diğer yüzleşmeler için cesur olamazdım.
Benim her bir parçamı biliyor olmam imkansız ama gözümün önünde duran ya da sürekli gözümün içine giren yanlarıma sevgiyle bakıp, onları hor görmeden merhaba demeyi, seni de seviyorum demeyi öğrettim kendime. Eğer o yanıma o sırada ihtiyacım yoksa yani mantıkla bir karar almam gerekirken aşırı duygusal, aşırı ağlayan, vah vah diyen tüh tüh diyen yanım dibimde ise (özellikle çocuklarımla ilgili konularda bu alanda oluyorum ve aldığım kararlar ya da ağzımdan çıkanlar bu alandan geliyor ve zarar veriyor ilişkimize) diyorum ki ona merhaba sevgili yanım şu anda sana ihtiyacım yok, ama her an yanımda olma çabanın farkındayım teşekkür ederim, diyorum. Bu kelimeler sihirli mi, yani bunları söyleyerek doğru alanı mı yaratıyorum yoksa ben bunları söylerken kendime mantıklı olan bana ihtiyacım olduğunu anımsatmak için bir boşluk mu yaratıyorum.
Davranışlarımız, sözlerimiz sıklıkla geçmiş benzer deneyimlerde verdiğimiz tepkilerin şartlı refleks gibi bedenimize yapışma halinden kaynaklanıyor. Bu çeşit iç konuşmalar yani ‘farkındayım ama şu anda sana ihtiyacım yok’ tarzı içsel konuşmalar bu reflekslerin silinip yerine bize daha çok hizmet edecek, daha çok işimize yarayacak davranışları ve sözleri koymak için özgür bir alan yaratıyor diye düşünüyorum.
Kelimelerin gücüne çok inanırım, o yüzden de iç seslerimi bana alan sağlayacak, yargısız iç seslere çevirmek için her gün pratikler yapıyorum. Başaramadığım anlarda, iç seslerim çok yargılayıcı, çok yüksek sesli ve çok yıkıcı ise nefesime odaklanıyor ve nefesimle baş başa kalarak o sesleri susturuyorum.
Hayat çok güzel bir armağan, benim hayatım benim alanım mümkünse kendi ellerimle onu çöplüğe çevirmemeye çalışıyorum, bana olanlara, yapılanlara, haksızlıklara, itilip kakılmalara boyun eğmiyorum ama sevgili ve çok değerli hayatımı da bunlarla savaşmaya adamıyorum. Odağımda hayatımı, kendimi nasıl değerli kılarım da yok onlar zaten değerli (hepimiz öyleyiz, hepimizin hayatı öyle), elimde olanlarla bana en iyi gelecek olanı inşa ediyorum. Düşüyorum, kanıyorum, bataklıkta içe çekiliyorum, dışlanıyorum, kullanılıyorum, yaşamın akışında olup bitenleri görmezden gelmek yerine, onlarla savaşmak yerine ben bu durumdan en az hasarla ve en çok bilgelikle nasıl çıkarım yolunda yürümeye devam ediyorum. Odağımı olaylara, kişilere çevirmek yerine hep kendi odağımda kalıyorum.
Tekrar söyleyeceğim evet çok zor, ama buna niyet edip o ilk adımı atarsan o kadar da zor değilmiş diyeceksin, sonra bir yerde gene çok zor diyeceksin, sonra tekrar kolay gelecek eğer tüm bu süreçte odağında, kendi yaşamının merkezinde sen varsan acısıyla tatlısıyla yaşayıp gideceksin.
