İçimizdeki çocuk değil, ergeni yazacağım bugün, onu yani içimizdeki çocuğu uzun uzun belki birçok kez yazmak isterim. Sessizce bulunmayı, görülmeyi, ulaşılmayı bekleyen. Hepimizin içinde bir de atarlı bir ergen var, her şeyi isteyen ama istediği şeyler için asla yerinden kalkıp adım atmak istemeyen, o hiçbir şey yapmasa bile hazır önüne konulsun isteyen, bir isteği olursa da ben artık bunu istemiyorum diyen gıcık bir iç ses.
Ergen çocuğu olanlar bilir, kafaları karışıktır, hormonları karışıktır, her şeyi sever ve her şeyden aynı anda nefret ederler. Sıklıkla verdiğimiz öğütler, ama bu öğütlerle hiç örtüşmeyen davranışlarımız da onların zaten karışmış olan kafalarını daha da karıştırır. İçimizdeki bu ergen de aslında gerçekten ne istediğini bilmeyen (çünkü hiç sorulmamış), çok şey isteyen ama nasıl yapabileceğini bilmeyen, ilk adımı öngörse bile sıklıkla bedel ödemekten korktuğu için adım atamayan bir yanımız. Bir ergene nasıl yaklaşmak gerekir uzmanlık alanım değil ama kesin olarak bildiğim bir şey varsa sevgiyle ve tarafsız yaklaşmanın her kapıyı açabileceği. Sevgiyle ve tarafsız bakınca belki o iç ses gene de adım atmaya korkmayı sürdürecektir ama aynı zamanda bunun için yargılanmayacağını da bilecektir. Zaman içinde bu yargısız halimiz devam eder, biz tutarlı olursak sevgili ergenimiz de o çok istediği, gerçekten istediği şey için ödemesi gereken bedellerin farkında olarak ilk adımı atacak gücü, zaten sahip olduğu o gücü bulacaktır.
Bunu hastaya ve hastalığa bütünsel tıp yaklaşımı içinde nasıl uyarlarız? Elbette yargısız kalarak. Örnek vereyim; hipertansiyon hastası tansiyon takibi yaparak düzenli aralıklarla doktoruna gidiyor, ancak tansiyonu asla düzene girmiyor ve hep yüksek. Sorduğumuzda ilaçlarını düzenli alıyor, diyetine uyuyor, her gün süresi değişken de olsa yürüyüş yapıyor. Şunu diyebiliriz ‘her şeyi tam da yapman gerektiği gibi yapmış olman çok güzel, peki ne oluyor da tansiyonun düşmüyor, tansiyonunu hep yüksek tutan düşmesine izin vermeyen engel mi var’ hasta da diyebilir ki ‘bilemiyorum hocam siz ne derseniz harfiyen uyguluyorum ama olmuyor’. Hastadan spesifik bir günü (örneğin bir gün önceyi) nasıl geçirdiğini, neler yaptığını, hangi yemekleri pişirdiğini (ya da başkası yapıyorsa pişirildiğini), sofraya neler konulduğunu sorabiliriz. Hasta sofraya turşu da koydu ise ya da zeytin yedin mi demek yerine yeşil mi siyah mı zeytin yedin ya da yediğin turşu ev yapımı mıydı diye dolaylı ve yargısız sorular sormak hastaya ‘bak gördün mü yakaladım seni, suçluyu buldum’ demişiz gibi bir his yaratmadan ne yaptığıyla yüzleşmesi sağlanabilir.
Bundan sonra hasta bize ‘ama ben turşusuz yapamam illa yemem gerek’ derse (iç ergen sesi) o zaman acaba nasıl yapsan da hem turşu yesen hem de tansiyonun yükselmese aklına nasıl çözümler geliyor diye sormak bütünsel tıp yaklaşımının özüdür. Çözüm yolunu kişi kendisi bulmalı çünkü onun için, onun yaşamı, birlikte yaşadığı sosyal çevre, geçmiş alışkanlıkları, yargıları, bilgileri için en uygun, bunlarla en uyumlu çözüm kişiden gelebilir. Hastanın gene ergen iç sesi o zaman turşu yemem diyebilir. O zaman turşu yemeden duramadığını ona anımsatıp bu bulduğun çözüm yapabileceğin bir şey mi bir düşün demek ve kendisi ile uyumlu başka çözümler üretmesi için alan yaratmak ta bütünsel tıp yaklaşımının kazanımıdır. Turşuyu suda bekletip sonra yiyebilirim bu olabilir derse de o zaman peki dene ve tansiyonunu ölç ve sonucu beraber görelim demek ve bulunan yöntem işe yarar ise (ki hasta kendi çözümünün doğruluğunu kanıtlamak için belki de sadece suda bekletmek değil daha az yemeye de başlayacaktır) hastaya bunu onun başardığını söyleyip başarısını kutlamak ta doğru davranışı pekiştirici olacaktır. (Ergen çocuklarda da işe yarar😊)
