Geçmiş zamanlar her zaman ilgimi çekmiştir. İlkel atalarımızla bağ kurabilsek neleri anlamak daha kolay olurdu, neler bizi çok şaşırtırdı? Bundan 1000 yıl, 10000 yıl, 100000 yıl önce insan zihni nasıl işliyordu? Ağrı, acı, sancı o zaman da vardı ama adı konmamıştı. Bir yeri ağrıyıp acıyınca ne yapıyordu atalarımız? Ağrıyan yerini tutup ovuşturuyor muydu, yalayarak mı tedavi etmeye çalışıyordu, çamur ya da ot mu sürüyordu? Hissettikleri bedensel duyumlara duygusal anlamlar yüklüyorlar mıydı? İnsan sanırım her zaman duyguları olan ve zihni çok işleyen bir varlıktı. Vahşi doğanın içinde yaşamda kalmaya çalışan ilkel atalarımızdan kalan anılar ve duygular DNA mızda kayıtlı olabilir mi? Gece kapısı kilitli, güvenlikli evimizde uyurken ve üstelik evde kedi olduğunu da bilirken 😊 nasıl oluyor da bir şeyin yere düşmesi, çıkan ses bizi bu kadar korkutuyor, kalp hızımızı çok artırıyor? Gördüğümüz bazı rüyalar bize bir şeyler anlatıyor olabilir mi? Gülmeyi, ağlamayı, sevmeyi, bağlanmayı, nefret etmeyi, yas tutmayı, şiddeti nasıl öğrendik?
Hayvanları gözlemlemeyi severim. Ne zaman değişik bir ortama girseler dört bir yanlarına iyice bakıp, radar gibi etrafı 360 derece tarayıp her yeri koklarlar, emin olamadıkları şeylere dokunup yalarlar, her bir çıtırtıyı pür dikkat dinlerler. Zaman zaman içimizdeki o ilkel insanla bağ kurmak sadece ilk kez gittiğimiz yerlerde değil, her gün bulunduğumuz yerlerde bile sanki ilk kez oradaymışız gibi pür dikkat her yere baksak, tek tek koklasak, dokunsak, tatsak, her sesi dinlesek hiç fark etmediğimiz neleri fark ederdik acaba? Bedenimizle de ara ara sadece duyularımızı kullanarak bağ kursak, bedenimizden gelen duyumları fark etsek, kendimizi bir de bu şekilde tanımaya çalışsak acaba neler bizi şaşırtırdı? Bu gün bolca soru sordum umarım çocuksu bir merakla deneyimlersiniz.
