Eğer bugüne kadar bir kemiğiniz kırıldı ise bilirsiniz, kendi başına bile bıraksanız bir şekilde iyileşir. Birkaç danışanımda denk geldim ve belki benim de başıma geldi ama fark etmedim, sonra da unuttum. Düşersiniz ya da burkarsınız çok ağrımaz ama birkaç saat sonra ağrımaya ve şişmeye başlar. Şişlik ve ağrı çok şiddetli değilse ya da sizin ağrı eşiğiniz çok yüksekse (ki bu bir başka yazının konusu olabilir) hastaneye gitmezsiniz ve işte benim danışanlarımda tesadüfen saptadığım gibi başka amaçla çekilen bir görüntülemede eski kırık diye o da not edilir. Sorunca sadece bir kısmı net olarak hatırladı kırılan zamanı birkaçı hiç hatırlamadı. Düşme sert ya da kırılan kemik büyükse size hareket imkanı vermez ve doktora gidersiniz, film çekilir kırık kemik saptanır sonra ya ameliyat edilir ya da iki kırık uç üst üste getirilip alçıya alınır ve iyileşmeye bırakılır. Bu arada kırılan kemik ameliyat edildi ise bile ameliyatın çakılan çivilerin, konulan plakaların amacı gene kemiğin iki kırık ucunu doğru hizaya getirmektir. Gene kemik iyileşsin diye beklenir.
Peki bu kemik nasıl iyileşiyor, iyileşmek için neler yapması gerektiğini nasıl biliyor? Burada iyileşmenin fizyolojik, biyokimyasal, immünolojik mekanizmalarını anlatmayacağım. Altını çizmek istediğim konu beden nasıl iyileşeceğini zaten biliyor. Sadece yardıma ihtiyaç duyuyor en doğru şekilde iyileşmek için. Kırık uçları tam üst üste gelmese de kemik bir şekilde biraz gecikerek, biraz şekilden, estetikten taviz vererek gene iyileşiyor.
Asıl haber şu kemik kırılıp sonra iyileştiğinde oluşan kallus dokusu orijinal kemik dokudan daha esnek ama çok daha sağlam oluyor. Hiçbir kemik kırılıp iyileştiği yerden tekrar kolay kolay kırılmaz. Bunun nedeni daha esnek olmasıdır. Esneklik ona alan tanır, darbeyi karşılamaz, absorbe eder. Darbeye karşı kaya gibi, taş gibi, duvar gibi durmaya çalışmaz, darbe gelir onu iter, acıtır, sarsar ama esnek olduğu için kıramaz. Darbe geçip sular durulunca gene eski haline geri döner. Oysa taş, kaya, duvar belki karşıdan bakınca aynı görünür, yerinden hiç oynamamıştır ama yakınına gidince çatlaklar, aşınmalar, bozulmalar görürüz.
Biz insanlar da acılara, zorluklara, yaslara, iftiralara, hakaretlere, felaketlere aklınıza gelen her zorluğa karşı kaya gibi, duvar gibi olmayı seçtiğimizde yani bütün bunların bize yaptıklarını görmezden gelip bana bir şey olmaz, ben dayanırım, benim ağrı eşiğim yüksek her dediğimizde karşıdan bakanlar belki bizi takdir eder, belki alkışlar, belki bu duvar daha kim bilir kaç darbeye dayanır der ama duvara içerden bakınca çatlakları, kırıkları, hasarı ayan beyan görebiliriz. Tüm bunları yaşadık ve hasarlar oluştu sonra da iyileşti, peki o zaman oluşan yeni doku esnek olabilir mi, sonraki darbelerde aldığı darbenin şiddetine göre sağa sola, öne arkaya savrulup tekrar yerine geldiğinde hasarsız yoluna devam edebilir mi?
Baştaki kemiğimize geri dönelim. İyileşmeyi zaten bilen kemiğimizin biz yardım edersek, koşulları onun doğru iyileşmesi için ayarlayabilirsek o zaman olabileceği en iyi şekilde iyileşiyor. Kalbimizde ve zihnimizde oluşan hasarlarda ise beden sadece hasarla uğraşmıyor, zihinden gelen bağrışmalarla, kalpteki hala iyileşememiş yaralarla, aşrı stres halinin salgıladığı iyileşmeyi geciktiren hormonlarla, sitokinlerle, moleküllerle, dünde kalanlarla, yarında olabileceklerle yani sizin aklınıza ne geliyorsa işte tam da onlarla da uğraşıyor. Tek başına bir immün sistem bu kadar çok yükle baş edebilir mi? Bir, iki, üç değil bazen her gün, bazen her saat, bir afet yaşadınızsa her saniye bu ve benzeri yükler, darbeler, hasarlarla karşılaşırsınız.
Nasıl yapalım, nasıl davranalım, bunun farkına vardıktan (duygusal esnekliğin) sonraki durumlarla nasıl başa çıkalım, onları nasıl yoluna koyalım, düzeltelim ki bizde bıraktığı eğilme, bozulma, sapma tam da olması gerektiği gibi iyileşebilsin?
