Bütünsel tıp yaklaşımının en özel tarafı, kişiye kendisinin tek bir şeyden ibaret olmadığını binlerce, milyonlarca parçası olduğunu göstermesi. Bin parçalı bir yapboz yaptığınızı düşünün ve bunun bir parçasını kaybettiniz diyelim o yapbozu tamamlamayı başarsanız bile bütünün o uyumlu, akıcı hali oluşmaz, bir şey eksiktir. Biz de öyleyiz sayısız parçamız var, öfkeli ben, sakin ben, cömert ben, eli sıkı ben, kavgacı ben, uzlaşmacı ben, pasif ben, atak ben, hipertansiyonu olan ben, nörolojik problemi olmayan ben, kataraktı olan ben, kulakları çok iyi işiten ben özünde yin ve yang gibi zihinde olumlu diye karşılık bulan her bir özelliğimize karşılık olumsuz diye anlamlandırdığımız taraflarımız da var ve bunlar iç içe.
Kendini sadece tek bir şey olarak algılamaya başlarsan yani ben öfkeli bir insanım der ve bu öfkeli olma haline tutunursan ne olur? Her an her şeye öfkelenen, sadece seni tutunduğun öfkede tutacak şeyleri seçerek gören, etrafında olup biten on binlerce şey arasından sadece seni öfkelendirecek olanların farkına varan bir insan olursun. Trafikte hep en aptallar en beceriksizler seni bulur, iş yerinde işe dün başlayan, işi hiç bilmeyen senin yanına verilir ve aylardır çalıştığın dosyayı bozar, evde karın ya da kocan hep olumsuzluklarla, bozulan, kırılan eşyalarla, tıkanan lavabolarla seni karşılar, çocuğun dersleri de iyi gitmez, kötü bir arkadaş edinir ve daha neler olur neler. Tüm bunların neden hep seni bulduğunu merak eder durursun.
Yaşam bir enerjidir. Hepimizin yaşam enerjisi var ve enerjimiz hangi yönde ise bize gelenler de o yönden oluyor. O halde olumlama yapalım ve her şey değişsin. İşler öyle yürümüyor. Her sabah kalkıp olumlama ile güne başlayıp (bugün sadece beni mutlu edecek şeyler göreceğim) akşama kadar 500-1000 kere söylesek bile halen öfkeye tutunuyor isek yani gözümüz, gönlümüz, kulağımız her şeyimiz öfkeye teslim, sadece ondan gelenlere açık iken sonuç değişmez gene bizi öfkelendirecek şeyleri fark eder ve sonra da olumlama yapan halimize de kızarız.
O halde salalım gitsin mi? Aslında öyle ama salamıyoruz ki asıl mesele o. Bir şey oluyor çok yoğun bir duygu hissediyoruz ve sonra kendimizi sadece o duygudan ibaret saymaya başlıyoruz. Arkada kalan, silikleşen, dibe çöken nasıl demeyi tercih ederseniz mutlu, keyifli, dertli, yaslı, neşeli, umutlu, komik bir sürü diğer yanımız küçülüp, bir yerlerde tekrar fark edilmeyi bekliyor. Bu yönlerimizle bağ kurmadan, onların varlığını fark etmeden olumlama yapmanın bize bir katkısı olmayacaktır.
Bu yazıya kaynak olan bir danışanım dedi ki bana ‘Günay hocam sizinle konuşmak, videolarınızı dinlemek, yazılarınızı okumak çok hoşuma gidiyor ,ama bunların bende bir karşılığı var mı, yol alabilecek miyim bilmiyorum. Hatta bakıyorum gene aynı yerde gibiyim’ . Ona şunu söyledim aslında kendime de söyledim ve şimdi sizlerle de paylaşıyorum. Ben bütüne bakabilen, bütüne çalışmayan bir yöntemle hasta parçanın iyileşemeyeceğine, şifalanamayacağına inana bir hekim olarak danışanlarım için bir rehberim. Onların şifalanma yolculuğunda şahitlik yapmak için oradayım. Tüm bunları yaparken ve izlerken ben de şifalanıyorum. Benim yaptığım sizlere bir tohum ekmek farkındalık, şifa, yaşam enerjisi sizde bu tohumun karşılığı anlamı her ne ise o tohumu ekiyorum. Toprağınız ve sizin onu nasıl beslediğinize göre o tohum büyüyüp sizin ağacınız olacak, hangi meyveler ise şifa için ihtiyacınız o meyveleri sunacak size.
Danışanım dedi ki ya benim tohumum çürürse, toprağım onun için uygun değilse, ben de ona şöyle söyledim ‘eğer öyle olsaydı şu anda karşımda olmazdın’. Romatolojik hastalığı olan bir insan herhangi bir hekime gidebilecekken, eğer bütünsel yaklaşan bir hekimi seçiyorsa yani kendi iyileşme yolculuğunda sorumluluğu kendisi alıyor, yolunu kendisi seçiyor ve hekiminin rehberlik ve şahitliğini seçiyor ise (sadece şikayetlerini geçirecek ilaçları veren bir hekimi, mesleğinde marka olmuş bir hekimi, komşusuna verdiği ilaçlar çok iyi gelmiş bir hekimi ve fazlasını seçebilecekken, tedavi sürecinde tüm sorumluluğun hekimde olduğu, hastanın sadece hekimi tarafından dikte edilen önerilere uymak dışında zorunluluğu olmayan bir yolu seçebilecekken) bu kişide ekilen tohumun yeşermemesi mümkün değildir.
Başa dönüp o öfkeli arkadaşımıza bakalım, bütünsel yaklaşım ona daha pek çok parçası olduğunu, öfkeli yanının da onu korumak, kollamak, zarar görmesini engellemek ya da benzeri ama mutlaka iyi bir niyetinin, amacının olduğunu gösterdiğinde başka bir şeye gerek kalmadan sadece bu farkındalıkla diğer yanları ile bağ kurup hepsini severek, yaptığı olumlamaların artık gerçeğe dönüştüğünü bilerek yoluna devam edecektir.
Peki durum hastalıklarımız için nasıl? Sen hastalığından mı ibaretsin yoksa onu yok sayıyor derinlere mi gömüyorsun? Umarım bu yazı sana da bir tohum hediye etmiştir.
