Hangi hekimin olmamıştır ki uyumsuz hastası. Uyumsuz derken genelde kastettiğimiz şey tedaviye, önerilere, bizim çizdiğimiz iyileşme-tedavi olma yoluna uyumsuz demek isteriz. Bakış açımızı değiştirdiğimizde (ki bu çok kolay olmuyor, bizzat yaşadım) hastaya uyumsuz diye bakmayıp ‘ne oluyor da bu uyumu yakalayamıyoruz, bu yol ona uyuyor mu, aslında ne istiyor’ sorularını sorduğumuzda uyumsuz hastamız kalmayacaktır. Önceki yazılarımda da bahsettim üzere önce hastaya bakış açımızı değiştirebilsek, örneğin sadece hasta yerine danışan demeye başlamak bile yeni ve daha gerçekçi bir bakış açısı sunabilir ve sonrasında kendi yolumuzu dikte etmek yerine danışanımızın ne istediğini sorabiliriz, hastalığı onun için ne anlama geliyor öğrenebiliriz, hastalığı ile nasıl bir ilişkisi var, onun hasta olma tanımı ile bilimsel gerçeklik örtüşüyor mu anlayabiliriz.
En başından biz hekimler yargılarımızı bir kenara bırakarak danışanımıza ve onun mevcut durumuna (belki hastalık terimini de bırakıp hali hazırda, beraber yaşamayı öğrenmesi gereken durum demek bile hem hekime hem danışana tarafsız bir alan sağlayabilir) empatik, tarafsız, açık bir zihin ve kalple bakabilirsek yaklaşımımızı da ona göre belirleyebiliriz.
Zor olan mevcut durumunu ve danışanımızı birbirinden ayırmadan, bir bütünün parçaları olarak görüp danışanımıza o şekilde yaklaşmaktır. Danışanımıza kim olduğu, nelerden hoşlandığı, hevesleri, korkuları, yaşamın içinde hangi zorluklarla karşılaştığı, sorunlarını nasıl çözdüğü, bir günü nasıl planladığı gibi onu tanımaya yönelik sorular sorarak başlarsak sonraki adımlar daha kolay ve akıcı olacaktır. Zaman yönetimi hep çok kötü olan, sürekli bir şeyleri ertelediğinden bahseden, başladığı işleri sık sık yarım bıraktığını anlatan bir danışanın her gün düzenli egzersiz yapmaya uyum sağlaması beklenebilir mi?
Başlangıçta bizden yardım talep ederek gelen ya da yakını tarafından belki de zorla getirilen danışanımıza onu tanımaya yönelik sorular sorarak yaklaşırsak hekim danışan arasında olmazsa olmaz olan güven ilişkisi hem daha çabuk inşa edilir, hem de sağlam temelleri olur. Danışanı tanımak için sorduğumuz soruların aslında tek amacı bizim onu tanımamız değil elbette. Bir yandan da ve belki de asıl amaç danışanımızın kendisini tarafsız bir alandan görüp, kendisini tanımasıdır. Yani farkındalık oluşturmak. Ben her işi yarım bırakırım diyen bir danışan bunu kendisi de duyduğu için bildiği ama aslında fark etmediği bu tarafıyla yüzleşecek. Sonrasında biz ona şunu sorarsak ‘yarım bırakmadığın, tamamladığın neler var?’ o zaman onun güçlü tarafına da ayna tutarız.
Sözün özü biz hekimler iyileşme arzusu ile gelen danışanlarımıza tarafsız, yargısız bir alan sunar, bedenindeki mevcut durumu bu pencereden değerlendirir ve onun da yargılamadan kendisine ve mevcut durumuna bakmasını sağlayabilirsek işte o zaman emeğimiz ana hedefe yani iyileşme sürecine hizmet etmiş olacaktır.
