Bugün biraz yastan bahsetmek istiyorum. Yas Türk Dil Kurumu tarafından;
1.Sevilen birinin ölümünden ya da yurdun, ulusun uğradığı bir felaketten duyulan derin acı.
2.Bu acıyı gösteren davranış olarak tanımlanmış.
İkinci şık daha açıklayıcı geldi yani kaybın yol açtığı acı tarafından yönlendirilen, belirlenen, güdülenen davranış. Sadece sevilen birinin kaybı ya da ulusal felaketler için yas tutmayız. Fark etmesek bile dökülen saçımız (örneğin SLE hastası, kemoterapi alan meme kanseri hastası), şişen ağrıyan ve yapmak istediklerini yapamayan eklemlerimiz (RA hastası), tükürüğümüzü bile yutarken ağrıyan aft dolu ağzımız (Behçet hastası, Lupus hastası, Crohn hastası) için de yas tutarız. Yas tuttuğumuzu bilmeden tuttuğumuz yaslar içimizde daralma, huzursuzluk, mutsuzluk, keyifsizlik, isteksizlik, çaresizlik gibi farklı duygular oluşturabilir.
Aslında yası kabul etmek, ‘‘evet şu anda yas tutuyorum’’ demek, ‘‘başkası için önemli olmayabilir, belki hayatım kurtuldu ama giden mememin ardından yas tutuyorum’’ demek şifayı da beraberinde getirir. İçimizdeki duygular fark edilmek ister, ilgilenilmek ister, sevgi ve şefkat ister. Her duyguyu çözemeyiz, bazen adını bile koyamayız ama görürsek, oradasın biliyorum dersek sadece bu bile bizi şifalandırır. Aynı, düştüğü için dizi acıyan çocuğumuzun dizini öpmemiz gibi, yara hala vardır, acı hala vardır ama sevgiyle yapılan ufak bir dokunuş şöyle der çocuğun kalbine ‘’merak etme geçecek’’.
